Ana içeriğe atla

DUYGULAR BİZE NE SÖYLER?

 Duygular, hayatımızda en çok gündeme koyduğumuz, anlamaya çalıştığımız konuların başında geliyor. Hayat bir beyaz sayfaysa, duygular beyaz sayfaya can veren renklerdir, eğer hayat bir yolsa, yönümüzü bulmamızı sağlayan tabelalardır, eğer hayat okyanusun ortasında bir gemiyse, duygular kaybolmamıza engel olan  koordinatlarımızdır. Geçmişten bu yana farklı sözlerle, metaforlarla duyguları tarif etmeye çalışıyoruz.  Duyguları anlamak, onları kontrol edebilmenin yolunu açtığını düşündüğümüzden, belki de onları anlamak bu kadar önemli hale geliyordur.

 Duygu nedir?  sorusu uzun yıllardır araştırmalara konu oluyor. Genel tanımı; olayların, kişilerin ve nesnelerin kişinin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler olarak yapılabilir. Duygudurum ise, duyguları daha uzun süre, sürekli halde yaşamamızdır. Çevremizde olup biten olayları algılamamız, bilişsel alanda olayları anlamlandırmamız ve fizyolojik ve bedensel olarak bir tepki verme sürecimizi kapsar. Duyguları tanımlarken çok boyutlu bir alana giriş yaparız. Çünkü duyguları oluşturan birçok etmen vardır, kişilik özellikleri, çevre, algı, dikkat, dil, anlamlandırma gibi bilişsel süreçleri kapsayan kişilik boyutu, tüm ilişkileri kapsayan, çevre ve kültürün dahil olduğu sosyal boyut  ve fizyolojik boyut. Bu boyutları dikkate alarak baktığımızda duyguların insanlar için, hayatı anlamlandırmak, bilgi almak , değerlendirme yaparak uygun tepkileri vermeyi sağlayan hayati malzemeler olduğunu görebiliriz.

 

Kaç tane duygumuz var?

Paul Ekman, yaptığı bir çalışma sonrası beş temel duygudan bahsetmiştir, öfke, korku, tiksinti, üzüntü, mutluluk.  Farklı dil, din ve kültürden olan tüm insanların bu beş duyguyu gösterdiklerini ve tanıdıklarını ifade etmiştir. Robert Plutchik(1980) ise, haz, kabul, korku, şaşkınlık, üzüntü, aşk, pişmanlık, düş kırıklığı olmak üzere 8 temel duygunun varlığından bahsetmiştir. Geçmişten bu yana yapılan araştırmaların sonucunda genelgeçer olarak 7 temel duygunun olduğu belirtilir, mutluluk, şaşkınlık, korku, iğrenmek, kızgınlık, üzüntü, küçük görme. Bu temel duygularında farklı duyguları yarattığı kabul edilir. Aşağıdaki duygu çemberinde ayrıntılı bir şekilde görebilirsiniz.

 



 Duygulara kulak vermek neden önemlidir?

 

Duygular, bilişsel, fizyolojik ve bedensel süreçlerle iş birliği içerisindedir.  Düşüncelerimiz ve duygularımız arasında döngüsel bir ilişki vardır. Düşüncelerimiz duygularımızı, duygularımız düşüncelerimizi etkiler. Yapılan araştırmalarda düşünsel yanlılıkların duygular üzerinde önemli bir etkisi olduğu görülmüştür. Klinik çalışmalarda, anksiyete, depresyon ve TSSB gibi duygudurum ve kaygı bozukluklarında düşüncelerin duygular üzerinde nedensel bir etkisi olduğu ortaya koyularak bozukluğun ilerlemesi ve gerilemesinde etkili olduğu görülmüştür. Benzer şekilde Amerikalı Psikolog William James’in “ mutluyken mi güleriz yoksa güldüğümüzde mi mutlu oluruz?” sorusuyla bedensel tepkilerle olan ilişkiside merak konusu olmuştur. Bazı kuramcılar, bedensel tepkilerin, duyguları oluşturduğunu, bazı kuramcılar tam tersi bir ilişki olduğunu, diğer kuramcılar ise bedensel tepkilerin ve bilişsel süreçlerin duyguların oluşumunda birlikte etkili olduğunu savunmuştur. Tüm bu çalışmalar sonucunda, duyguları anlamanın, değerlendirmenin ve aynı şekilde düşüncelerimizi düzenleyerek duygularımıza etki edebilmenin önemi ortaya koyulmuştur. Duyguları düzenleyebilmek ruh sağlımız açısından çok önemlidir. Kişilere büyük bir konfor alanı yaratır. Duyguları düzenleyebilmek için kişilerin yapmaya özen göstermesi gereken durumlar vardır. Bunlar;

 

·        Duygusal farkındalık: Duygusal farkındalığa ulaşmak, duygu düzenlemesinde ilk adımdır. Kişiler, duygulara odaklanarak, duygularıyla temas kurmaktan kaçınmayarak farkındalık oluşturabilirler. Bedensel tepkilere ve bilişsel alanda imaj  ve görüntülere dikkat ederek farkındalık kazanabilirler.

·        Duyguları kabullenmek: Duygudurum kaynaklı problemlerin ortaya çıkmasında en güçlü nedenlerden biri duygulardan kaçmaktır. Kişiler rahatsız edici duyguları yaşamaktan çekinirler. Aksi halde duyguları kabullenmek, duyguların mesaj verici özelliğine ulaşmak demektir. Her duygu bir bilgi sunar ve bu bilgiler rahatsız edici duyguların nedensel kaynaklarına ulaşmayı sağlar.

·        Duyguları yaşamak: Her duygunun ifade edilme ihtiyacı vardır. Kelimelerle, bedensel ve fizyolojik tepkilerle hayat bulma ihtiyacı duyarlar. Her duygunun eşlendiği tepkiler vardır. Örneğin; üzüntü bazen ağlamakla, mutluluk gülmekle, öfke bağırmakla ifade bulur. Fiztolojik boyutunda yarattığı kimyasal etki ve enerji dışa vurularak dengelenmeye ihtiyaç duyar. Kişiler buna engel olduğunda duygular problem haline gelir ve kişide rahatsızlıklara neden olur. Halbuki duyguları yaşamak, kişinin kendini tanımasına, olayları değerlendirmesine, değer ve inançlarını fark etmesine, ilişki kurmasına fırsat sağlar.

·        Duyguları tanımlamak: Duyguları tanımlamak, duyguların yaşanmasına olanak sağlar. Duyguların işlenebilmesini, deneyimlenebilmesini sağlayarak düzenlenmesine yardımcı olur. Kişinin ne düşündüğünü bulmasının yolunu açar.

    Psikolog Adile Nur Koyuncu



KAYNAKÇA

Nurhan ER". (t.y.). DUYGU DURUM SIFAT ÇİFTLERİ LİSTESİ. Ankara Üniversitesi ,.

Hilal ÇELİK,Bilge Nuran AYDOĞDU. (2018). Duygu Odaklı Terapi: Psikoterapide Yeni Bir Yaklaşım Emotion-Focused Therapy: A New Approach in Psychotherapy. Kafkas Eğitim Araştırmaları Dergisi,.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İRADE TERBİYESİ-KİTAP İNCELEMESİ

Kitabın arka kapağında Cemil Meriç'in kitap hakkında ki düşüncelerine yer verilmiş. Meriç; "Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem'in tercüme ettiği "Terbiye-i İrade" başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim."    Disiplinli olmak, hayatımızı düzene koymak için gerekli özelliklerden biri. İstediklerimizi yapmak, hedeflerimize ulaşmak, hayallerimizi gerçekleştirmek için zihnimizi organize edebilmek, davranışlarımızı düzenleyebilmek ve motivasyonumuzu korumak gerekir. İçsel dünyamızı düzenleyebilmeli, kontrol alanımız içerisindeki dışsal koşulları işlevsel hale getirmeliyiz.  Kitabın yazarı Fransız eğitimci ve pedagog Jules Payot, kitabı bölümlere ayırarak, irade meselesini farklı başlıklar altında incelemiştir. Ona göre, iradeye hakim olabilmeyi engelleyen birçok farklı etmen vardır. Aynı zamanda bu etmenleri işlevsiz hale getirecek çözümler öne sürerek okuyucuya yol haritası sunmaya çalışmıştır.  İlk bölümle mese...

ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUNUN YERİ

  Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında dünyayı çocuklara verelim kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi hiç değilse bir günlüğüne doysunlar dünyayı çocuklara verelim bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı çocuklar dünyayı alacak elimizden ölümsüz ağaçlar dikecekler Nazım Hikmet Oyun nedir? Oyun, çocuğun kendi isteğiyle giriştiği, eğlendirici ve eğitici tarafı olan etkinliklerdir. Çocuğun zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimine olumlu yönde katkı sağlar. Hayatı öğrenmesine olanak sağlayan en uygun yoldur. Doğduğu andan itibaren   gelişim düzeyine ve becerilerine uygun olarak farklı şekillerde oyun aktivitesi görülür. Hurwitz oyunları sınıflandırarak tarif etmiştir. Pratik oyunlar: Eğlence amaçlı tekrarlı hareketlerle oynadıkları oyunlardır. Kumla, suyla oynamak gibi. Yapı oyunları: Çocukları malzemelerle ye...