Ana içeriğe atla

İRADE TERBİYESİ-KİTAP İNCELEMESİ

Kitabın arka kapağında Cemil Meriç'in kitap hakkında ki düşüncelerine yer verilmiş. Meriç; "Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem'in tercüme ettiği "Terbiye-i İrade" başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." 

 

Disiplinli olmak, hayatımızı düzene koymak için gerekli özelliklerden biri. İstediklerimizi yapmak, hedeflerimize ulaşmak, hayallerimizi gerçekleştirmek için zihnimizi organize edebilmek, davranışlarımızı düzenleyebilmek ve motivasyonumuzu korumak gerekir. İçsel dünyamızı düzenleyebilmeli, kontrol alanımız içerisindeki dışsal koşulları işlevsel hale getirmeliyiz.

 Kitabın yazarı Fransız eğitimci ve pedagog Jules Payot, kitabı bölümlere ayırarak, irade meselesini farklı başlıklar altında incelemiştir. Ona göre, iradeye hakim olabilmeyi engelleyen birçok farklı etmen vardır. Aynı zamanda bu etmenleri işlevsiz hale getirecek çözümler öne sürerek okuyucuya yol haritası sunmaya çalışmıştır.

 İlk bölümle meseleye giriş yapar yazar. Mücadele edilecek düşman olarak nitelendirdiği "İsteksizlik" i inceler. - İrade zayıflığının en temel nedenlerini, uzun süreli çaba gösterme korkusu, kısa süreli tutkular, güçsüzlük, rahata düşkünlük ve tembellik olduğunu ifade eder. Kararlı bir irade için sürekli bir güçlülük halinin önemli olduğunu söyler. İnsan yaşamında deneyimlediği, başarısız girişimler, yenilgiler tembelliği ve istikrarsızlığı pekiştirir. Düşünce dünyasında kararlı olma, mücadele etme, çaba gösterme, umutlu olma, istekli olma inançları zayıflar; başarısız olma korkusu, yetersizlik, eksiklik inançları hakimiyet kurar. İrade kontrolü için gerekli olan destek hatları ulaşılamaz hale gelir. Ve kişi gittikçe güçsüzleşerek, arzuları ve olumsuz inançlarının altında ezilir.

 Payot, ilk bölümde düşünce dünyasını ele alarak, mücadele etmeden mutlu olunamayacağını insanların kabul etmesi koşuluyla çaba göstermeye devam edeceklerini savunur. Tembel olarak nitelendirdiği kişilerin, yeterince yumruklarını sıkmadıkları için mutluluk hissine ulaşamadıklarını söyler. Diğer yandan, düşünce dünyasında ki sadelik ve düzenin gerekliliğini savunarak, tek bir hedef koyularak, ona odaklanmanın kişilere yardımcı olacağını belirtir.

  Günümüz dünyasında gün içerisinde çok fazla uyarana maruz kalıyoruz. Arzu ve dürtülerimizi harekete geçirecek birçok etkenle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla Freud'un id, ego ve süperego olarak ifade ettiği zihin yapıları daha sık çatışmaya giriyor. Kişinin bu çatışma içerisinde harcadığı enerji neticesinde, irade hakimiyeti için güçsüz ve savunmasız hale gelerek isteksizlik hali çoğalıyor. Çabaya karşı duyulan bu isteksizliğin azalması için, enerjinin doğru yönde tasarruflu bir şekilde harcanması gerektiğini belirterek, tek bir hedef koymanın buna olanak sağladığını savunuyor. Gereksiz detaylardan uzak durmak gerektiğini de ekliyor.

 

Bir irade, kendisinden daha güçlü bir iradeye karşı koyamaz.
Dante Alighieri

 İkinci bölümde “amacı” ele alır yazar. Amaç olarak belirlenen her fikrin, duygularla ilişkiye girerek samimi bir boyut kazandığını belirtir. Bu duygu, fikrin devamlı hale gelmesini sağlayarak güçlenir ve etkili hale gelir. Etkisini zamanla artıran bu fikir, yavaş yavaş bir değer haline bürünür. Değerler ve inançlar da düşünce dünyamızda ki en kalıcı ve güçlü yapılardır. Amaç koymak, fikri somut hale dönüştürerek kontrol edilebilir kılar. Kontrol etme , irade hakimiyeti için en temel yetidir.

 Üçüncü bölümde yazar,  daha çok teorilere değinmiştir, ben farklı konulara da değinerek biraz daha genişletmek istiyorum. Yazar, bazı teorilerin insanları irade kontrolü, davranış değiştirebilme konularında olumsuz etkilediğini savunuyor. Teorilerin yapıcı ve destekleyici olması gerektiğini belirtiyor. Benzer şekilde çevremizde ki insanların söylemleri ve  davranışları düşüncelerimizi ve duygularımızı etkiler. Olumsuz olarak nitelendirilen her söylem, olay veya davranış kişileri güçsüz hale getirebilir, eksiklik, yetersizlik gibi yanlış inançların ortaya çıkmasına neden olabilir. Buna engel olabilmek için kişinin özgürleşmesi gerekir. Özgürleşmekte ki kastım, kişinin tüm yönlerini, özelliklerini tanıyarak ve kabul ederek dış dünyadan gelen müdahaleleri etkisiz kılacak şekilde  kendi yarattığı bir filtreye sahip olması gerekir. Özgür olmak, kendi kararlarını alabildiği, davranışlarını istediği yönde düzenleyebildiği bir alan ve sınırlar oluşturabilmektir. Kendi özgür alanını oluşturan her kişi irade hakimiyetinde söz sahibi olabilecektir.

İstediğimiz kadar yüksek sırıklara çıkalım, yine de kendi bacaklarımızla yürüyeceğiz.
Montaigne

 Kitabın ikinci kısmında tavsiyeler başlığı altında farklı konulara değinerek devam etmiştir. İlk bölümde ikinci ve üçüncü düşman olarak nitelendirdiği tembellik ve nefse düşkünlüğü kaleme alır. Tembelliğin, insanı ilkel dürtülerin baskın olduğu alana ittiğini ifade eder. İhtiras ve şehvetin baskın hale gelerek ahlaki çöküntünün meydana geldiğini belirtir. İlkel duygularımız ve dürtülerimizde sahip olduğumuz bizi biz yapan özelliklerimizdir. Asıl mesele, bu özelliklerimizi kendi lehimize kullanmayı öğrenebilmek. Payot kitapta bunu bir metaforla ifade eder. Yerçekimi gerçekliğine karşı, onu kabullenerek, binanın sağlamlığı ve dik durmasını sağlamak  açısından uygun olarak kullanabilmeliyiz.

   Özetle, sahip olduğumuz her duygumuzu, arzumuzu, dürtümüzü fark edip kabullenerek, doğru en faydalı şekilde kullanmalıyız. Aksi halde kaçmak, onları daha güçlü hale getirecek ve tüm yetilerimizi, enerjimizi onlara hizmet etmek için kullanarak, hakimiyetimizi kaybedeceğizdir.  Daha güçlenmeden kulak vermek, anlamaya çalışmak  ve yaşantılamak önemlidir.

 Günlük hayata dair pratik tavsiyelerde vermiştir. Uykuyu kontrol edebilmek için, yorgun düşünce uyumak, uyanır uyanmaz yataktan kalkmak. Yeme alışkanlığıyla alakalı olarak, yağlı yiyceklerden, aşırı et tüketimi, alkol kullanımından kaçınmak. Hareket etmek, sürekli oturur pozisyonda kalmamak. Düzenli yürüyüşler, egzersizler yapmak. Hijyene dikkat etmek. Hobi edinmek, uğraş gerektirecek aktiviteler yapmak...

 Payot, gelişimin içeriden dışarıya doğru olduğunu söylüyor. Kişinin iç dünyasını tanıması, her bir köşesine hakim olması, dikenlerinin, zaaflarının farkına varması, ihtiyaçlarını gözetmesi çok önemlidir. Yalnız kalmak kişinin düşüncelerinin olgunlaşmasına izin verir. Olgunlaşmış her düşünce duygulara yön verebilecek bir güç kazandırır. Gücün ışığıyla aydınlatılmış duygu dünyasını gözlemlemek içsel hakimiyetin yolunu açar. İç dünyasında aydınlığa kavuşan kişi, dışarıda daha geniş bir alana ulaşabilecektir. Geniş bir pencereden dışarıya bakmak, farklı şeyleri görebilmeyi ve  değerlendirebilmeyi olanaklı kılar. İç dünyamızı keşfederek eğip bükebilme gücünü elde ettikten sonra geriye sosyal çevrenin desteği kalıyor. Sosyal destek insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir. Yazar, iradenin şahsi çabaya bağlı olmakla birlikte sosyal çevremizin de güçlü desteğine ihtiyaç duyarız sözleriyle önemini bir kez daha vurgular. Sosyal ortamda aktif olmak, zaman geçirmek kişiyi hayata karşı daha idmanlı yapar. Farklı koşullara uyum sağlayabilmesine yardımcı olur. Kültürel, ekonomik, ideaoloji, yaşantı anlamında farklı ortamlara girmek kişinin bakış açısını genişletir ve karşılaşması muhtemel durumlara karşı hazırlıklı kılar. Hayatı tanımak ve hazırlıklı olmakta kişinin özsaygısını arttırır. Özsaygıya sahip bir birey davranışları, düşünceleri üzerinde daha dominant olabilecektir. Dolayısıyla irade sahibi olmanın yolu açılacaktır.

 Dördüncü bölümde iç kaynaklara değinir, derin düşünme olarak tarif ettiği tefekkür ve harekete geçmek yani eylem. Tefekkürü, kişinin eylemleri, düşünceleri ve duyguları üzerine düşünmek, değerlendirmek olarak açıklar. Kişi düşünce ve duygu arasındaki ilişki bağı, ilişki örüntüleri, düşünceler üzerine derin bir düşünme egzersizi yapmalı ve kapsamlı bir şekilde tartmalıdır. Heybesine kendisine, hayatına olumlu katkı sağlayacak yönleri doldurmalı, olumsuz her şeyi uzaklaştırmalıdır. Düşünce sürecinden sonra  harekete geçmelidir. Derin düşünme yaparak fark ettiği faydalı duyguları ve fikirleri hareket sayesinde  canlı tutabilecek ve sürekli hale getirebilecektir. Bedeni harekete geçirmek biliş dünyasında bir canlanma yaratır. Örneğin kişi öncesinde yatağından dahi kalkmak istemeyebilir. Düşünceye baskın gelerek harekete geçen, yatağından kalkarak bir şeylerle uğraşmaya başlayan kişinin bazı duyguları harekete geçecek ve enerjisini yerine gelecektir. Bağlamsal bir ilişkiye sahip olan duygular ve düşünceler birbirlerine etki ederek değişim yaşanacaktır. Böylece hareket halindeki beden duyguları aktif hale getirerek dolaylı yoldan düşünceye etki edebilecektir.

Duygu ve düşünce kontrolü üzerine birtakım pratik bilgiler öne sürmüştür.

-Akıldan faydalı bir düşünce geçtiği zaman, yavaşlatarak üzerinde düşünmek, geçip gitmesine engel olabilmek için sorgulamak.

-Eksik olan bir duyguyu uyandırmaya çalışmak, duygunun ortaya çıkmasına engel olan düşüncelere engel olmak, benzer duygulara yoğunlaşmak, dikkati ona odaklamak.

-İşe yaramayan bir duygu ortaya çıktığı zaman ondan dikkati çekmek.

-Rahatsız edici, uzun zamandır deneyimlenen bir duygu varsa, duyguya yol açan düşünceler üzerine eleştirel bir bakış açısıyla bakmak.

-Dış etkenlere karşı sorgulayıcı, eleştirel bir bakış açısına sahip olmak.

-Zarar veren dış etkenlerden uzak durmak.

Özetle kitapta yazar temel olarak irademiz üzerinde söz sahibi olabilmemiz için, öncelikle kendimizi tüm yönlerimizle tanımalı, bizi biz yapan tüm özelliklerimizi kabul etmeli, gayretimizi ve motivasyonumuza engel olan bizden kaynaklı nedenleri ortadan kaldırmak için birtakım stratejiler geliştirmemiz gerektiğini ve kontrolümüz dışındaki dış etkenlere karşı da eleştirel bir bakış açısına sahip olarak, tartarak, üzerinde düşünerek bakmamız gerektiğini savunur. Ve bu sürecin kişiyi zorlayabileceğini ve bu zorluğu kişinin kabul ederek isteksizlik yaşamasına engel olması gerektiğini savunur. 

İradenin istediği yerde bir yol açılır. (J.R.Tolkien)

İrade hakimiyeti, kişiyi daha özgüvenli yapar, değişime olan inancı artarak umutlu olmayı öğrenir. Düşüncelerine, davranışlarına ve duygularına yön verebilmek yaşamına yön verebilmektir. Yaşamına yön verebileceğine inanan bir kişi engeller karşısında daha güçlü durarak yaşam motivasyonunu hep canlı tutacaktır. 

 

Psikolog Adile Nur Koyuncu

 

KAYNAKÇA

Jules Payot. (2018). İrade terbiyesi (2018. bs).



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUNUN YERİ

  Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında dünyayı çocuklara verelim kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi hiç değilse bir günlüğüne doysunlar dünyayı çocuklara verelim bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı çocuklar dünyayı alacak elimizden ölümsüz ağaçlar dikecekler Nazım Hikmet Oyun nedir? Oyun, çocuğun kendi isteğiyle giriştiği, eğlendirici ve eğitici tarafı olan etkinliklerdir. Çocuğun zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişimine olumlu yönde katkı sağlar. Hayatı öğrenmesine olanak sağlayan en uygun yoldur. Doğduğu andan itibaren   gelişim düzeyine ve becerilerine uygun olarak farklı şekillerde oyun aktivitesi görülür. Hurwitz oyunları sınıflandırarak tarif etmiştir. Pratik oyunlar: Eğlence amaçlı tekrarlı hareketlerle oynadıkları oyunlardır. Kumla, suyla oynamak gibi. Yapı oyunları: Çocukları malzemelerle ye...

DUYGULAR BİZE NE SÖYLER?

 Duygular, hayatımızda en çok gündeme koyduğumuz, anlamaya çalıştığımız konuların başında geliyor. Hayat bir beyaz sayfaysa, duygular beyaz sayfaya can veren renklerdir, eğer hayat bir yolsa, yönümüzü bulmamızı sağlayan tabelalardır, eğer hayat okyanusun ortasında bir gemiyse, duygular kaybolmamıza engel olan   koordinatlarımızdır. Geçmişten bu yana farklı sözlerle, metaforlarla duyguları tarif etmeye çalışıyoruz.   Duyguları anlamak, onları kontrol edebilmenin yolunu açtığını düşündüğümüzden, belki de onları anlamak bu kadar önemli hale geliyordur.   Duygu nedir?   sorusu uzun yıllardır araştırmalara konu oluyor. Genel tanımı; olayların, kişilerin ve nesnelerin kişinin iç dünyasında uyandırdığı izlenimler olarak yapılabilir. Duygudurum ise, duyguları daha uzun süre, sürekli halde yaşamamızdır. Çevremizde olup biten olayları algılamamız, bilişsel alanda olayları anlamlandırmamız ve fizyolojik ve bedensel olarak bir tepki verme sürecimizi kapsar. Duyguları tan...